30 Yılın Konuşması

GasteŞehir Sunar...

Öykü

İnsanların zaman algısı değişkendir. Yelkovan ve akrebin ilişkisi üzerinden anladığımız zaman ile hissettiğimiz zaman, çoğu kez birbirinden farklıdır. Bu nedenledir, hüznün bir saati sevincin bir saatine hiç denk olmamıştır. On yaşından otuz yaşına kadar geçen süre de asla otuz yaşından elli yaşına kadar geçen vakitle aynı değildir. Gençlik ‘rüzgâr’ gibi geçerken, ‘ihtiyarlık’ asırlar sürer. Her bir insan için müstesna bir şekilde tek tek geçerli olan bu durum, bireylerin toplamının oluşturduğu toplum için de geçerlidir. Siyasi sürtüşmeler ve ekonomik krizlerle geçmiş on yıl, sükûnet içinde geçmiş on yıla göre çok daha uzundur. Siyasi seçimler ve darbeler, katliamlar ve bayramlar, zaferler ve yenilgiler gerilimleri içinde zaman; nerede durduğunuza, nasıl yaşadığınıza göre farklılaşır ve değişir. Zaman, bu gerginlikte belki de hissiyatlardan ibarettir.

30 YK’ fikri, takvim yapraklarından ve yelkovan-akrep kovalamacasından farklı bir zamanı konuşabilme arzusundan mülhem doğdu. İnsan ömrünün kendine ait zaman çizelgesiyle yaşanılan toplumun zamanı birbirine ne kadar denk düşüyordu? Bu iki farklı akışı üst üste  getirmeye çalışsak acaba neler ortaya çıkardı? Bütün bu amaçlar için hangi hayat hikâyelerine göz atmak, Türkiye’de ve dünyadaki hangi olayları diğerlerinden farklılaştırıp öne çıkarmak gerekiyordu?

Otuz yıl kimisi için 1960’lardan başlarken kimisi için 1990’lardan başlıyor. Tamamını kesiştiren ve bütünlük içinde bir anlam ifade edecek ortaklığın, otuz yılda buluştuğunu düşündük. Elbet, takvim yaprakları ve yelkovan akrep kovalamacasından sıyrılmış bir zaman paradigmasında… Bu hangi otuz yıl, niye otuz yıl sorularının cevapları bu düşüncemizde saklıdır.

Otuz yılı konuşacak isimler her şeyden önce tanık olmalıydılar. Öte yandan yaşananlar üzerine düşünen ve hakikatin üzerindeki perdeyi kaldırmaya çalışan isimler de olmalıydı. Hiç şüphesiz ışıkların önüne çıkması gerekenler, kişisel tanıklığını entelektüel düzlemde buluşturabilecek isimlerden oluşmalıydı.

Bu sayfanın siyah beyaz fotoğraflarında yüzleri olan kişiler kendi yüzlerinden ve çizgilerinden daha öte anlamları taşıyorlar. Kimilerinin yüzünde mücadelenin ve bilgelik peşinde geçmiş bir ömrün çizgileri var, kimilerinde ise nispeten yeni başlamış bir entelektüel ömrün ortaya çıkmayı bekleyen çizgileri ve kırışıklıkları…

Elazığ’da, Artvin’de, Bursa’da ya da Ankara’da başlayan yolların İstanbul’a, Boston’a, Essex’e ya da Paris’e nasıl ulaştığına şahit olacağız. Kürtlüğü, Türklüğü, Ermeniliği, kadınlığı, erkekliği, iktisadı, solculuğu, liberalliği, edebiyatı, tarihi, hukuku konuşacağız. Disiplinlerarası geçişleri, umutsuzlukları, çatışmaları, sevinçleri ve üzüntüleri dinleyeceğiz. Onların dertlenmek, araştırmak, tartışmak ve düşünmekle harcanmış zihin enerjilerinin ardına geçmeye ve olan bitenin bu enerjinin ışıklarıyla görünür kılınmasını sağlamaya çalışacağız.

Bu isimlerin hayat hikâyelerine damgasını vurmuş meseleleri yine bu isimlerin entelektüel gözlüklerinden görmeyi arzuluyoruz.

Belki de toplumların nabzı tek tek bir araya gelip toplumu var edenlerle birlikte atmıştır ve atmaktadır.

Belki de zaman, onu anlamaya çalışanlara başka oyunlar da oynamaktadır ve oyunlarının afişe edilmesini beklemektedir.

Kim bilir…

Ergun Özbudun 1937 yılında Ankara’da doğdu. Lisans ve doktora eğitimini 1959 ve 1962 yıllarında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Özbudun, akademik kariyerine 1959 yılında Ankara Üniversitesi’nde asistan olarak başladı. Burada anayasa hukuku kürsü başkanlığına kadar yükseldi. Daha sonra sırasıyla, Harvard, Chicago, Kudüs İbrani, Columbia, Princeton, Georgetown ve Bilkent Üniversitesi’nde çeşitli görevlerde akademik kariyerini sürdürdü. 2011 yılından bu yana ise İstanbul Şehir Üniversitesi Hukuk fakültesinde anayasa dersleri veriyor.

Özbudun’un, içlerinde ulusal ve uluslararası hakemli dergiler de olmak üzere birçok dergide sayısız makalesi yayınlandı. Editörlüğünü yaptığı, tercüme ettiği, belli bölümlerine katkıda bulunduğu ve kendi kaleme aldığı kitaplar halen günümüzde alanının en yetkin kaynaklarıdır. Bunların yanı sıra Venedik Komisyonu’na sunduğu raporlar modern hukuka katkı sağlayan önemli çalışmalardır.

Ferhat Kentel 1956 yılında Ankara’da doğdu. 1981 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. 1983 yılında Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimini tamamladı. Doktora eğitimini ise 1989’da Paris’teki Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales’te tamamladı.

Kentel, uzun soluklu akademik kariyerine 1982 yılında Muğla İşletmecilik Meslek Yüksek Okulu’nda başladı. Bir süre ara verdikten sonra 1990 yılında Marmara Üniversitesi Fransız Kamu Yönetimi bölümünde çalışmaya devam etti. Burada dokuz yıl çalıştıktan sonra 2001 ve 2010 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde akademik kariyerine devam etti. 2011 yılından bu yana ise İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümünde ders vermeye devam ediyor.

Çalıştığı temel alanlar gündelik hayat sosyolojisi, kimlikler sosyolojisi ve köy sosyolojisidir.

Mesut Yeğen 1964 yılında Şanlıurfa’da doğdu. Lisans ve yüksek lisans eğitimini 1986 ve 1989 yıllarında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji bölümünde tamamladı. 1994 yılında ise Essex Üniversitesi’nde, sosyoloji alanında doktora eğitimini tamamladı.

Bir süre Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğretim üyeliği yaptıktan sonra 2010 yılında İstanbul Şehir Üniversitesi’ne geçti. Halen burada akademik kariyerini sürdürüyor.

Çalıştığı temel alanlar sosyoloji kuramı, söylem analizi, milliyetçilik, vatandaşlık, Kürt meselesi ve Türkiye modernleşmesidir.

Künye

Burak Altun | Burhan Hatinoğlu | Berk Demirkoparan | Elif Nur Kayalar | Gazi Giray Günaydın | Gökhan Deniz | Nursena Özcan | Ömer Halil Ünal | Selma Şirin

Positive SSL